Neyse ki Yılda Bir Kere

İlgi beklemeyi dışa vurmak. Buna nilsimsek lügatında “saydam bencillik” diyebiliriz. Bu saydam bencillik, doğumgünlerinde ortaya çıkar ve gariptir ki çevresindekilerde yadırgama hissi uyandırmaz.

Bu konsept, protagonistimizin bu bireysel durumu alıp saydam bencilliğe batırmasıyla başlayıp, çevresindeki herkese sunmasıyla devam eder. Sunulan durum, çevresince coşkuyla karşılanır ve kutlamalarla hediyelerle son bulur.

Travma evresi, doğumgününün/partinin sona ermesiyle başlar. Artık protagonistimiz bir hiçkimse denizinin parçasıdır. Şarkı söyleyeni yoktur, sevgi gösterilerinin odağı değildir. Yapabileceği tek şey bir yıl beklemektir. Veya yılbaşını.

Sağa sola yazdığımız tarihin bir artması her gün olan bir şeyken, aybaşının değil yılbaşının kutlanmasını anladığımda bu kafa karışıklığım son bulacak.

Bazen diyorum ki, keşke bir yıl 670 gün olsaydı. O zaman 11 yaşımda olurdum hem.

Yine görüşelim,

nil